sábado, 12 de febrero de 2011

Was Ottoman Empire ruled by Shariah; is Turkish Republic secular?

Was Ottoman Empire ruled by Shariah; is Turkish Republic secular?


When I talk to some Westerners, I observe that they have too many presumptions about Turkey. These presumptions are surrounding the Ottoman Empire and modern Turkey.

These strong presumptions create a constant barrier for understanding what really happens. This Sunday I would like to take a closer look at some of these presumptions.

First of all there is this presupposition that Turkey before Mustafa Kemal Atatürk was a backward country that was under Islamic law. A second and equally incorrect presumption Westerners have in their minds is that the Turkish Republic was a brand new state that had no connection with the Ottoman Empire whatsoever. They think that basically there was an archaic state and political system and Kemalists abolished this system and replaced it with a new one that was in line with Western values. If your presumptions are wrong, your ideas and theories based on these presumptions are inevitably seriously defective. Let us look at the first presumption. On the basis of what criteria can we assert that the Ottoman Empire was a backward system in comparison with the newly founded republic? With the republic in Turkey we established a nation-state, but is this a step forward for an empire that was multinational and multiethnic? The fundamental mistake that Westerners make in this analysis is thinking that the Ottoman Empire was a state ruled by religious law, namely by Shariah.

There is not one single example during the whole of Ottoman history of the sultan not being able to justify a move with the support of the Şeyhülislam, the top cleric. For the Ottomans, the state was the first and foremost concept, and everything else was in the service of the state and its presumed interests, including religion. Ottoman sultans were quite successful in covering all their actions with a religious cover. They even got approval from the religious authorities for the heinous crimes they committed, such as the slaughter of their brothers, which obviously in no way can be justified by the Quran, the holy book of Muslims.

Therefore, in this sense Islam had never ruled the Ottoman system, but quite the contrary, Islam and religion were used by the Ottoman ruling elite as a strong legitimizing tool. Likewise, in the legal system Islamic rules were confined to the area of private law. In this context, we should understand that the “secularism,” which was strongly held to by the newly established republic, was not a tool to abolish “Shariah” but was part of an attempt to “create” a nation-state. The Ottoman Empire conducted its relations with its citizens through the congregations (including non-Muslim ones) to which these citizens belonged. Turkish secularism served two purposes in this sense. One, it broke the power of the Ottoman sultan, who was supposed to be the caliph, the religious leader of all Muslims. Secondly, the republic put an end to the Ottoman multiethnic, multi-religious structure by destroying relations between the state and congregations, including, of course, non-Muslim ones.

Actually if you look at the history of the Turkish Republic you can observe clearly that the Turkish state assumes the role of “atheist” when it deals with its Muslim citizens and the role of “Sunni Muslim” when it deals with its non-Muslim and Alevi citizens.

Secularism in Turkey has never been a liberalizing tool; to the contrary, it has been turned into an oppressive tool in the hands of the Kemalist elites. Some Westerners disregard the particularities of Turkey and try to understand it from an Orientalist viewpoint as a result of their misconceptions about the Ottoman state and political life in that era. The Ottoman Empire was not a backward Islamic state. Its imperial vision was much broader than the vision that has been in place for most of the time in the Turkish Republic. It was a mosaic of religious and ethnic diversity. After 80 years of the establishment of the republic, it is really difficult to say that, in terms of mentality, we are more advanced than the Ottomans.

The other thing I would like to mention is that many things are still alive today that come from the Ottoman era; for example, the disease that emerged in the last decades of the empire, the Unionist mentality (Ittihat ve Terakki or “Union and Progress”), is still very much alive and continues to affect our lives very deeply.

Consequently, it would be really difficult to understand today’s dynamics unless you break down well-known stereotypes about the Ottoman Empire and the Turkish Republic. What is advancement, what is destruction? Does Westernization equal pluralism and democratization? And there are so many other questions to be asked before engaging in an insightful discussion about Turkey. Have a good Sunday.

ABD, yeni Mısır'ı tartışıyor


ABD, yeni Mısır'ı tartışıyor




Ortadoğu'da kaos getireceği endişesiyle demokrasiye acil değil 'intizamlı' geçiş sürecini tercih eden ABD'de, Mübarek sonrası Mısır'ın gerçek bir demokrasiye mi yoksa İran benzeri bir yönetime mi dönüşeceğine ilişkin tartışmalar alevlendi. Mısır ordusuna, "demokrasiye inandırıcı geçiş" çağrısı yapan ABD Başkanı Obama'nın bu konuda izleyeceği tavır merakla bekleniyor.

Ortadoğu'daki özgürlük tsunamisine hazırlıksız yakalanan Amerika, bölgedeki kilit müttefiklerinden Mısır'ı, Hüsnü Mübarek'in istifasının ardından nasıl bir geleceğin beklediğine ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. Ortadoğu'da kaos getireceği endişesiyle demokrasiye acil değil 'intizamlı' geçiş sürecini tercih eden Amerikan yönetimi, Mübarek'in istifasını memnuniyetle karşıladı. Washington şimdi Mısır'ın gerçek bir demokrasiye mi gideceği, otoriter veya İran benzeri bir yönetime mi dönüşeceği konusundaki sorulara cevap arıyor. Tartışmalarda öne çıkan nokta, ABD Başkanı Barack Obama'nın önceki günkü açıklamasında ifade ettiği gibi, "Mübarek'in istifasının değişim yönünde bir son nokta değil, sadece başlangıç olduğu". Yeni hükümetin nasıl bir yapıda olacağı tartışmalarında, Kongre üyeleri, özellikle Müslüman Kardeşler'in yönetimde etkili güç olma ihtimaline dair endişelerini dile getiriyor. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Cumhuriyetçi Ileana Ros-Lehtinen'in başını çektiği bir grup Kongre üyesi, "aşırılık yanlılarının, Washington'ın Mısır gibi kilit bir müttefikini, ABD'ye zarar vermeye ve Kahire'nin İsrail ile barış anlaşmasını bozmaya çalışan grupları besleyen bir rakibe dönüşebileceği" ihtimalinden bahsediyor. Üyeler, bu şüphelere rağmen Mısır'da İran'dakine benzer bir İslam devrimin görülmeyeceğini umduklarını da kaydediyor.

Bazı uzmanlar ise yönetimi devralan ordunun, demokrasiye geçişe ne kadar istekli olup olmayacağını tartışıyor. Brookings Entitüsü Dış Politika Başkanı Yardımcısı Martin Indyk, artık Ortadoğu'nun hiçbir zaman aynı olmayacağını, "Arap dünyasının en güçlü, en büyük ve en etkili ülkesi olan Mısır'ın otokrasi yerine demokrasiyi tercih ettiğini" belirtiyor. Ordunun Mübarek rejiminin yerine geçebileceğine dair endişelerin pek tasavvur edilebilir olmadığını kaydeden Indyk, "Öncelikle insanlar özgürlüğü ve kolektif olarak protesto yapmanın gücünü tattı. Bu sebeple baskıcı bir yönetimin yeni bir şeklini kabul etmeleri çok zor. Yönetimden ziyade halkı koruyan bir tutum sergileyen ordunun da şimdi halkı baskı altına alacağına inanmak zor." ifadesini kullanıyor. Brookings Enstitüsü'ne bağlı Saban Merkezi Direktörü Kenneth Pollack ise "durağan, yozlaşmış ve baskıcı sistemin" büyük parçalarının hâlâ yerinde durduğuna dikkati çekerek, ordunun üst kademelerinin bu sistemin temel direklerinden biri olduğunu hatırlatıyor. Pollack, "Ben dahil birçok kimse genel bir model olarak Türkiye'yi işaret etse de, Türk ordusunun, geçmişte, kendi uzun geçiş dönemi boyunca birçok kereler demokrasiye dair sabrını kaybettiğini de hatırlamalıyız" diyor. Mısır ordusuna, "demokrasiye inandırıcı geçiş" çağrısı yapan Obama'nın bu konuda baskı yapıp yapmayacağı ise bilinmiyor. Washıngton aa

Obama ile Erdoğan 3. kez Mısır'ı görüştü

ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır'daki gelişmelerle ilgili olarak iki hafta içinde üçüncü kez telefon görüşmesi yaptı. Başbakanlık Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre dünkü görüşme Obama'nın araması üzerine gerçekleşti. Açıklamada iki liderin, başta Mısır olmak üzere, bölgeyle ilgili sorunları ele alarak, görüş alışverişinde bulunduğu ifade edildi. Erdoğan ve Obama, 29 Ocak ve 5 Şubat'taki görüşmelerinde yakın istişarelere devam etmeye karar vermişlerdi.

LOS HERMANOS MUSULMANES: UNA PARADOJA DEL EGIPTO EN CRISIS

LOS HERMANOS MUSULMANES: UNA PARADOJA DEL EGIPTO EN CRISIS

Por Hasan Turk*

¿Quiénes son los Hermanos Musulmanes? ¿Quién va a tomar el poder cuando Mubarak abandone la presidencia en Egipto?
Uno de los grupos de oposición más popular e influyente en este país es el grupo Los Hermanos Musulmanes, entonces ¿qué posibilidad tienen de llegar al poder en El Cairo?

Todos los periodistas ahora hacen estas preguntas a los estudiosos de Oriente Medio, a los líderes de la oposición y hasta a las personas que están haciendo las manifestaciones, protestando en la Plaza de Tahrir. Los medios de comunicación también indagaron al filósofo suizo-egipcio Tariq Ramadán, profesor de Oxford y el nieto de Hasan al Banna, el fundador del movimiento Los Hermanos Musulmanes.

Ramadán aprovechó la ocasión para lanzar el siguiente llamado a la cordura: “Occidente debe dejar de ver y comparar a todos los movimientos islámicos con grupos fundamentalistas y debe entender que hay mucha diferencia entre la situación de Irán de 1979 y de Egipto de 2011. Asimismo deben comprender la diferencia entre el chiismo y sunnismo”.

Hay que destacar que el Ayatola Jomeini, desde el comienzo de la revolución era activo y la religión tuvo un papel muy importante. Pero cuando analizamos el caso de Egipto es muy diferente. En una primera instancia, los que iniciaron las marchas fueron los jóvenes, no los Hermanos Musulmanes y en segundo lugar los que marchan en la calle no están pidiendo que haya un cambio hacia la construcción de un Estado teocrático. En contravía, piden más participación, más democracia y una mejor calidad de vida.

En ese sentido, la Escuela de Defensa de la OTAN publicó un informe hace pocos días con la firma del Sr. Pierre Razoux. En esta publicación se desprende una curiosa recomendación para Egipto y en general para los países de Oriente Medio: La mejor opción que pueden tomar los países árabes es el modelo turco.
Turquía es un país que en su 98 % es de naturaleza musulmana. A la vez es un país laico y democrático: coexisten cristianos, judíos y diferentes religiones. Sin problemas y conflictos pueden practicar sus creencias.

Desde que llegó al poder Receb Tayyip Erdogan en el año 2002, con El Partido de la Justicia y el Desarrollo (Adalet ve Kalkınma Partisi o AKP en turco) realizó reformas sustanciales para democratizar el país; reconoció derechos a la minoría kurda, agilizó las negociaciones con la Unión Europea y a través de su política “Cero problemas con los vecinos”, mejoró las relaciones, en especial con los países árabes y con Grecia. Automáticamente todos estos procesos hicieron que la economía del país mejorara y así los jóvenes y en general la población, tuvieran más oportunidades.

Los países árabes y Occidente no pueden olvidar que la mayoría de la población árabe es musulmana ¿Hasta cuándo se pueden oprimir los derechos de ésta vasta población?

Los manifestantes se ven molestos cuando algunos periodistas les preguntan sobre el papel de los Hermanos Musulmanes en estas manifestaciones. Dicho interrogante borra totalmente la valentía que demuestran los egipcios. También les molesta la pregunta porque Occidente observa y estudia al Oriente Medio como si todos sus habitantes comulgaran con los fundamentalistas.

En realidad, los dictadores en Oriente Medio aplicaron una ley dura –evidentemente represiva- patente durante tres décadas para quedarse en el poder y demostrar de manera errónea la capacidad de gobierno de los islamistas, lo cual poco gozó de representación entre los ciudadanos del común. Por otro lado Occidente ha apoyado a estos regímenes para no perder sus intereses económicos e influencias como ocurrió con el caso iraní.

Es obvio que no podemos decir que los Hermanos Musulmanes no tienen un papel importante en las manifestaciones y que tampoco van a tener un rol o influencia en la creación de la nueva constitución o en el nuevo gobierno. Nos guste o no, los Hermanos Musulmanes son una realidad en Egipto y ellos aprovecharon para su beneficio durante lustros, el caos social y económico del país y ganaron legitimidad ante un porcentaje de la población por medio de sus obras sociales.

Pero los Hermanos Musulmanes no tienen garantizada la victoria. Además, hasta el momento, su líder y portavoces han anunciado que no tienen un candidato presidencial y tampoco se van a presentar en las próximas elecciones que determinará quién ocupará el cargo de estadista.

Hoy en día, los Hermanos Musulmanes también están divididos entre ellos mismo en cuanto a ideología se refiere. Existen diferencias entre la nueva y vieja generación de su movimiento. La nueva generación no quiere una Sharia: desea aplicar el modelo turco, es decir, un Estado más democrático y competitivo a nivel internacional.

Cuando miramos a América Latina, también estamos viendo el mismo cambio en las generaciones. En los años 60 y 70, algunos jóvenes querían llegar al poder a través de las armas: se creaban por doquier grupos guerrilleros e insurgentes. En cambio, en el presente, la nueva generación quiere llegar al poder por medio de las vías democráticas.

Si los analistas políticos en los países latinoamericanos creen en la nueva generación política de América Latina, también se le puede dar la misma oportunidad a la nueva generación árabe-musulmana que aboga por cambios democráticos y pacíficos en su región.
____________
*Hasan Turk es Profesor de Relaciones Internacionales de la Universidad de Antioquia y de la Universidad de Medellín y de la Remington Contacto: hasturco@gmail.com

Foro en la Universidad de Antioquia sobre la Crisis en Egipto

http://www.udea.edu.co/portal/page/portal/BibliotecaPortal/DetalleNoticia/FacultadDerecho?p_id=66541749&p_siteid=37

Ola de cambio en el mundo árabe - Repercusiones en Argel

Ola de cambio en el mundo árabe - Repercusiones en Argel

El fuerte despliegue policial impide las protestas en Argel

La capital permanece en estado de sitio.- La protesta había sido convocada para pedir cambios en el régimen del presidente Abdelaziz Buteflika .- 30.000 agentes de la ley han conseguido contener a los manifestantes


Inspirados por los acontecimientos deTúnez y Egipto miles de personas han intentado manifestarse hoy por la calles de Argel. La marcha ha sido finalmente contenida por el fuerte despliegue de seguridad, compuesto por unos 30.000 agentes. La protesta convocada pedir cambios en el régimen del presidente argelino, Abdelaziz Buteflika, ha conseguido movilizar a 3.000 personas en las inmediaciones de la céntrica plaza del Primero de Mayo, donde un fuerte cordón policial ha impedido el desarrollo previsto de la marcha.


Un cuarto parado, que se inmoló en público, fallece en un hospital

Se han producido choques entre la policía y los manifestantes, que se han saldado con decenas de heridos y detenidos. Entre estos últimos hay varios dirigentes de la Coordinadora Nacional por la Democracia y el Cambio (CNDC), convocante de la protesta, así como sindicalistas y militantes de la LADDH y de otras organizaciones de la sociedad civil. También han sido detenidos periodistas de algunos medios argelinos, como del diario árabe El Khabar .

El presidente de la LADDH, Mustafá Buchachi, se ha dirigido a los manifestantes instándoles a abandonar la manifestación para evitar los enfrentamientos, pero la mayoría ha persistido en su intento de protestar de forma pacífica para pedir cambios en el régimen. Con gritos de "Buteflika lárgate" o "Estamos hartos de este poder", los manifestantes, muchos de ellos jóvenes de toda condición social, portaban pancartas con lemas como "abajo el sistema" o "queremos un país gestionado por los jóvenes y no por los viejos". También han gritado insistentemente el cántico de "poder asesino", especilmente cuando la policía ha hecho varios conatos de intervenir con la fuerza.

Ciudad blindada

El diario Al Watan, próximo a la oposición, aseguraba en su edición de este sábado que la capital se encuentra en "estado de sitio". "Es un verdadero despliegue de terror, la ciudad está desierta", prosigue. En las calles solo se aprecian los autobuses y los camiones de la Policía. así como a numerosos agentes repartidos por la ciudad y "armados con kalachnikov".

Al caer ayer la noche, las furgonetas repletas de antidisturbios ya habían tomado posiciones en la capital, Argel, cerca de la plaza del 1 de Mayo, donde la Coordinadora Nacional para el Cambio y la Democracia (CNCD) ha dado cita a las once de la mañana a los manifestantes.

La policía estableció controles en las estaciones de autobús, según revelaba la prensa argelina, para impedir que los habitantes de la capital recibieran refuerzos de Cabilia, la región más revoltosa del país. Pero también se le había ordenado que evite enfrentamientos con los manifestantes y se le había prohibido disparar con armas de fuego.

La Liga Argelina de Derechos Humanos (LADDH), que forma parte de la coordinadora, denunció la detención durante unas horas en Orán de cinco de sus militantes para "amedrentarles".

El Gobierno Civil de Argel prohibió el lunes la movilización que hoy pretendía exigir nada menos "que se vaya el sistema". El estado de emergencia, que prohíbe las manifestantes, está vigente desde hace 19 años. El presidente Abdelaziz Buteflika prometió la semana pasada que lo levantará rápidamente, pero no en la capital, donde, "por razones de orden público", seguirán vetadas las protestas.

La coordinadora agrupa a un partido político laico, a varios sindicatos independientes, a organizaciones juveniles y a ONG de derechos humanos, pero no cuenta con el apoyo de los movimientos moderados de inspiración islamista ni con el socialdemócrata Frente de Fuerzas Socialistas.

Los barbudos (islamistas) se han agrupado, bajo la batuta del ex primer ministro Ahmed Benbitur, en su Alianza Nacional para el Cambio, mientras que los socialdemócratas van por libre, pero ninguno respalda la convocatoria de hoy. Esa división de la oposición hace presagiar que la manifestación no tendrá mucho éxito.

Ali Yahia Abdennur, expresidente de la LADDH, que a sus 90 años sí se manifestará, cree, sin embargo, que "habrá mucha gente". "Aunque sus partidos y sindicatos no convoquen, muchos de los militantes participarán a título individual", afirma por teléfono. "Los jóvenes no fallarán", prevé.

La efervescencia social es crónica en Argelia con su cúmulo de huelgas -la sanidad ha estado paralizada- y de protestas. Ahora se añaden las inmolaciones públicas. Ayer murió un parado, el cuarto desde hace un mes de la veintena que lo han intentado.